Çok Uzak Çok Yakın

Her gün bir sürü yüzle karşılaşıyoruz. Evden çıktığımızda, yolda yürürken, otobüste, işte, okulda… Birbirinin yörüngesine giren uydular gibiyiz ama çekmiyoruz… Ne dokunuyoruz ne de görüyoruz birbirimizi.

Zihnimizin inşa ettiği duvarların ardında kalan görülmeyen, dinlenmeyen, dokunulmayan, anlaşılmayan insanlar… Biz de onlardan biriyiz. Biz de görülmeyeniz, dinlenmeyeniz, dokunulmayanız.

O kadar sertleşmiş ki kabuğumuz; bir şey hafifçe dokunduğunda hissetmiyor, çarptığındaysa bunu büyük bir tehdit olarak algılayıp aşırı tepkiler veriyoruz, ilkelleşiyoruz…

Bağırıyoruz, çağırıyoruz, bilinçsizce şiddete sarılıyoruz belki.

***

Kabuğumuzda huzurlu olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa ki dışarıyı görmüyoruz ki. Kendi kabuğumuzun dışını bile görmüyoruz… Ne hale gelmişiz, kuzeye çevirdiğimiz kabuğumuz yosun mu tutmuş, mekanikleşmiş miyiz?

İnsanlara, olaylara bakmayışımızı normalleştirmiş miyiz? Ya da bakmaya kalktığımızda gözümüze vuran aydınlığa alışkın mı değiliz, gözümüzü mü alıyor bu ışık? Karanlığımız daha mı cazip?

Uzaktan adlandırmaya, etiketlemeye, sınıflandırmaya mı alışmışız? Görüntüler, etiketlerle mi kodlanmış zihnimizde ve özü merak etmeyi mi bırakmışız?

***

Bir otobüs,

Kenar mahallelerde büyümüş bir abla kardeş,

Ve orta sınıf öğretmen bir çift.

Yaşadıkları çatışma, önyargılardan ileri gelen mesafeler hayatın ta kendisi.

Toplumsal anlaşmazlıklar, birbirimizi dinlemememiz, uçurumlar, dip dibe ama birbirine değmeyen yaşamlardan yola çıkan oyun; seyirciyi uzakların yakınlığı, yakınların uzaklığıyla yüzleştiriyor.

Kendi hayat yolculuklarında çizdikleri rotayla yüzleştiriyor aslında…

İnsana sadece insan olarak bakabiliyor muyuz?

Yoksa insanlığından önce zihnimizde başka bir sürü sıfat mı beliriyor?

Mesafelerimizi, önyargılarımızı, eylemlerimizi ve eylemsizliklerimizi sorgulatıyor oyun.

***

Oyun bütün bunları yüze tokat gibi vurmanın yanında kaçırılmayacak da bir fırsat aslında: Birbirini görebilen, birbirini gözlemleyen, birbirinin gözünün içine bakabilen insanlar olabilmeyi deneyimleme fırsatı!

Kendini sorgulama fırsatı: Sadece taraf mı tutuyorsun, yoksa eyleme geçer misin? Taraf tutmak mı yoksa birlikte takım olmak mı?

Bir saatlik bir otobüs yolculuğunda kendi hayat yolculuğumuz gizli, keşfedilmeyi bekliyor…

***

Oyun bir halk otobüsünde sergileniyor. Bir saatlik bu oyun seferine özel bir kart basarak Kadıköy İskele ya da Altıyol Otobüs Durağından biniş yapıyorsunuz.  

Hem yolcusu, hem seyircisi hem de dilersek oyuncusu olabileceğimiz bir deneyim.

Oyunu bir tiyatro oyunu olarak değil de bir ‘’performans’’ olarak nitelendirmek daha doğru olur. Zira oyunda, oyunun formu itibariyle tiyatroda yeni yönelimlerde dikkat çeken seyirciyi de oyunun bir parçası haline getirme durumu söz konusu.

Seyirci; oyunun hem izleyeni hem de oyuncusu olabiliyor. Direksiyonu sadece oyun ekibi değil; seyirci de tutuyor diyebiliriz. Seyirciye söz ve eylem hakkı tanınıyor başka bir deyişle.

***

Max Herrmann’ın da dediği gibi; tiyatro sosyal bir oyun. Herkesin katılımcısı olabileceği bir oyun. İzleyici, bu yaratının ortaya çıkmasında, şekil almasında fazlasıyla etkili olan bir faktör. Seyirci tiyatro sanatının yaratıcısı bir nevi.

Bu anlayışı hem teoride hem de pratikte yansıtan bir oyun Çok Uzak Çok Yakın.

Evet, bir oyunun her temsili birbirinden farklıdır seyircinin de etkisiyle. Ancak bu oyunda seyirci oyunun seyrini değiştiren de olabilir. Ses çıkararak, yorum yaparak, hatta belki işleyişe, gidişata müdahalede bulunarak varlık gösterebilir oyunda. Oldukça heyecan verici!

***

Tiyatrodan ne anladığımıza göre bu forma yaklaşımımız değişkenlik gösterebilir. Kimi seyirci; dramanın esas kökeninde olan formu, yani katharsisi odağa alan mimetik eylemler bütününü arayabiliyor izlediği oyunda.

Kendisini kahramanların yerine koyarak o arınma duygusunu yaşamak isteyebiliyor. Ancak bu oyunda sadece düşünce olarak olay örgüsünün içinde yer almıyorsunuz, bizzat bedenen ve ruhen kendi kimliğinizle ya da kendinizin o anda yaratabileceği bir kimlikle o oyunun bir parçasısınız. Oldukça farklı bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.

Zihnen aktif olmanızı gerektiriyor bir defa. Bu da tiyatronun değiştirici gücünü tetikleyecek bir ortam oluşmasını sağlıyor. Oraya geldiyseniz dominonun ilk taşı harekete geçti demektir. Siz artık oyunda da oyun bittikten sonra da soracak, sorgulayacak, düşüneceksiniz…

***

Oyun bir halk otobüsünde sahnelenmesiyle, her yerde tiyatro yapılabileceği tezine de bir emsal teşkil ediyor aynı zamanda. Tabi ki de sahnelerin yeri ayrı, ancak tiyatro sınır tanımaz, tanımamalı. Tiyatro her koşulda var olabilir. Kafelerde, yolda, sokakta her yerde her şekilde yapılabilir… Yeter ki sanat yaşasın!

***

Bu oyun kaçmaz diyenlere Tiyatropol’ün binbir emekle ortaya çıkarabildiği Çok Uzak Çok Yakın 17 Haziran Cuma, yani bugün, Arex Mobil Sahne’de, biletler Mobilet’te! Sezonun son oyunuymuş, koşun koşuun!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.“11

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selin Erkek - Mesaj Gönder

# yeni

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Fikir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Fikir Gazetesi , Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 320 01 62
Reklam bilgi