Konservatuvarlarla Derdimiz Ne?

Bireyin kendini ifade etme özgürlüğünün çok da bir özgürlükten sayılmadığı Türkiye diyarında; sanat icracıları, konservatuvarlar ve konservatuvarlarla ilgisi olan kişiler, sanat eğitimi alanlar ve almak isteyenler, sanatla, tiyatroyla, dansla, müzikle yaşayanlar ve hayatını bu şekilde kazananlar, ürettikleriyle düşündürenler, sorgulatanlar, aydınlatanlar pek sevilmezmiş.

***

Günlerden bir gün bu Türkiye diyarında, Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında ilan edilen 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 78 akademisyen ile en çok akademisyen ihracı yaşanan Ankara Üniversitesi’nin Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden alanında oldukça değerli beş akademisyen bir anda ihraç edilmiş.

Bölümde kalan dört akademisyenle bölüm işlevsizleştirilerek can çekişmeye mahkum bırakılmış.

***

Günlerden başka bir gün; İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı, Başbakanlık Çalışma Ofisi’nin yanında bulunmasının 'sakıncalı' görülmesi sebebiyle yerleşilmesi uygun olabilecek başka bir yerleşke dahi göstermeden tahliyesi istenmiş.

5 gün içerisinde tahliye işleminin yapılmaması halinde ise binanın elektrik ve suyunun kesileceği, polis zoruyla da öğrenci ve öğretim görevlilerinin binadan atılacağı açıklanmış.

***

Günlerden daha başka bir gün Kadıköy’ün sembol yapılarından olan, önünden geçerken kulağınıza çalınan melodilerle mest olduğunuz İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın bulunduğu Haldun Taner Sahnesi binası depreme dayanıksız olduğu gerekçe gösterilerek boşaltılması istenmiş.

37 yıldır kullanılan, artık sanatla bütünleşmiş olan Kadıköy rıhtımdaki tarihi binadan tahliyesi istenen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı için yeni adres olarak ise Maltepe Gülsuyu Mahallesi’nde bir plaza gösterilmiş.

***

Günlerden başka başka bir gün; daha yeni, birkaç hafta önce, Okan Üniversitesi Kadıköy Hasanpaşa yerleşkesinde bulunan Okan Üniversitesi Konservatuvarı’nın, 25 yılı aşkın süredir kiracısı olduğu binadan aynı binayı paylaşan diğer bölümlerle birlikte Mütevelli Heyeti Başkanlığınca alelacele alınan bir karar ile ,,öğrencilerin yoğun isteğinin’’ sebep gösterildiği kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir ifadeyle emrivaki olarak Tuzla Kampüsü’ne taşınacağı açıklanmış.

***

Tarih tekerrürden mi ibaret, yıllar geçiyor ama aynı tas aynı hamam mı?

Bu konservatuvarlar öcü mü? Sanatçılar öcü mü? Öksüzleştirilmeye mahkum mu sanat emekçileri?

Sanayi bölgesi mi bu konservatuvarlar? Havalimanı mı? Havayı kirletip gürültü yapıp yaşanabilirliği mi engelliyorlar?

***

Yoksa kafaları açıyorlar da bu aynı tas aynı hamamın paslarını mı meydana döküyorlar?

Hamamın taşları yosun tutmuş, paslar bulaşmış her yere. Kendi ‘’pasında’’ eşine eşine boğulmuş hamam… Kokuyor hamam kokuyor, leş gibi kokuyor. Kokuşmuş…

Gelen giden körlere hamam güzel, aman açmayın gözleri. Kokular da dışarıdan geliyor deriz.

*** 

Konservatuvarlar sanatın yuvasıdır, ana kucağıdır.

Sanat; insandan, toplumdan, şehirden beslenir. Sanatın malzemesi, ilham kaynağı, çıkış noktası şehirdir, toplumdur, insandır, doğadır.

Şehrin özgünlüğünden, insanların, toplumların özgünlüğünden doğar sanat. Sanat eserleri insanı yansıtır, toplumu yansıtır, şehri yansıtır…

Bizi bize anlatır sanat, ayna tutar.

***

O halde kendi yüzümüze bakamayıştan mı ötekileştirme?

Acı mı veriyor kendi suratımıza bakmak? Ya da tiksinti mi uyandırıyor?

Korkuyor muyuz bu güçten?

Aynayla yüzleşmeye hazır olanların uyanmasından mı korkuyoruz?

Yüzleşenlerin erişebileceği farkındalığın büyüklüğünden mi korkuyoruz?

O farkındalığın kitleselleşip bizi devirmesinden mi korkuyoruz? 

***

Ötekileştirmek, yok etmeye çalışmak, değersizleştirmek, baskıcılık, bükemediğin eli kırmacılık bunlar hep şiddettir.

Ve şiddet sadece ve sadece korkudan uygulanır.

Mabat korkusundan, evet evet…

Mabadı oturduğu yerde sallananlar, gücünü kaybetmekten korkanlar; iyi bir şey yapanları, başarılı olanları kendine karşı bir tehdit olarak algılayanlar; mabadını sallayan depremi anlamaya çalışmak yerine kendi etrafını da sallamaya çalışırlar ki hiç adım atılamasın, ilerlenemesin, aydınlanılamasın, değişilemesin. 

***

Ama bilmezler ki müziğiyle, dansıyla, düşünceleriyle, yazdıklarıyla, çizdikleriyle, söyledikleriyle, ürettikleriyle o depremi hissettiren sanatçılar ve geleceğin sanatçıları zaten bir depremin içinde var etmişlerdir kendilerini.

Ve böyle seviyesizliği itibariyle ‘’ufak’’ sallama teşebbüsleri onları yıldırmaz.

Aksine sanata olan bağlılıklarını pekiştirir, sanatla konuşmayı, konuşturmayı daha da bir severler. Anlatmaya, üretmeye daha da teşviklenirler. Ateşlenir kıvılcımlar…

Ve yadsınamayacak gerçek şudur ki; bugün depremden korkup etrafı da beraberinde sallayanlar, yarın bu ateşlenen kıvılcımlar yangın olduğunda, kül olmaktan kaçamayacaklardır…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selin Erkek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Fikir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Fikir Gazetesi , Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 320 01 62
Reklam bilgi