Böyle bir felaketin siyaseti olmaz!

Geçtiğimiz yıl Koronavirüs’ün Türkiye’de görülmesiyle birlikte zor günler geçirdik.

Kimisi ailesinden birini, kimisi en sevdiğini, kimisi en yakınını kaybetti bu hastalıktan.

10 kişiyle sınırlandırılan cenaze törenlerine bile katılamayanlar oldu.

Gözyaşları akıtabildiler sadece.

Sokağa çıkma yasakları, cami ve okulların kapatılması, işyerlerinin kapatılması ve daha nice ilkler.

İşte ondandır;

Yeni yılın ilk saatlerinde ‘Hemen git 2020, yeni yıl güzel geçsin’ diye umut etmiştim.

Sanırım benim gibi milyonlar da bu yıldan umutluydu.

Ama sanırım ‘Gelen gideni aratır’ söylemi tam da şuan bizim için geçerli…

Sanki Türkiye bir odağın halinde ve her şey bizi buluyor.

Neye sevinelim, neye üzülelim artık şaşırıyorum…

                                     ***

5 gün önce Antalya Manavgat’ta çıkan yangınını sürecin başından bu yana takip ediyorum.

Haberlerden, oradakilerden, ekiplerden, sosyal medyadan…

35 yaşında olmama ve daha hiç gidemediğim Antalya’nın yok olmasıyla birlikte üzüntüm kat ve kat artıyor.

Nem oranının en düşük seviyede olduğu, rüzgarın ise sert estiği bölgede ekipler için her şey tersine işliyor adeta…

Aynı kuru bir kibritin yanması gibi bir diğerinden diğerine sıçrıyor yangın

Sıcaklık deseniz 40 derecenin üzerinde…

İtfaiye ekipleri, orman müdürlüğü çalışanları, gönüllüler, kadınlar, köylüler, gençler…

Herkes bir işin ucundan tutmaya çalışıyor.

Aynı Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi kadınlarımız su hortumlarını taşıyor;

Erkekler tırmıklarla, kazmalarla, su bidonları ile insanüstü mücadele ediyor.

                                     ***

Çok açıkça söyleyeyim öyle sosyal medyadan atmakla tutmakla olmuyor bu işler.

Oradaki yangına müdahale eden herkes en az 50 derecinin üzerindeki sıcaklıkla mücadele ediyor, can hıraş çalışıyor.

Peki ya orada yaşayan insanlar…

Yıllarca emek harcadıkları, anılarının bulunduğu, bir gün önce söyledikleri koltuklarına oturamadan, yeni doğan buzağına ilk yemini veremeden evlerinden kaçıyor.

Aslında kaçmak zorunda kalıyor.

Son ana kadar bekliyor, mücadele ediyor ama o devleşen alevlerle baş etmek hiç de kolay değil…

Bizler burada klimalı ortamlarda içeceklerimizi yudumlarken onlar çığlık atıyor, bir avuç su atıyor alevlere…

Olmayınca sadece gözyaşı dökebiliyor yitip gidenlerin ardından…

                                     ***

Sadece Manavgat mı yanıyor;

Muğla, Bodrum, Milas, Marmaris, Mazıköy, Isparta, Tunceli…

Ağaçlarımız, hayvanlarımız, evlerimiz, araçlarımız, her şey…

Bu işin siyaseti de yok...

Şuan hiç ilgilenmiyorum;

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a ne dedi?

Başkası başkası için ne suçlamada bulundu.

Binlerce insan orada yangını söndürmek için mücadele ederken;

Binlerce kişi de birilerinin yaralarını sarmak için mücadele ediyor.

Saatlerce uykusuz…

Oteller boşaltıyor, insanları kurtarmak için mücadele başlıyor.

Kimisi karadan, kimisi denizden.

Ateş çemberinden kaçmak için herkes elini taşın altına koyuyor.

                                     ***

Ama yangın söndürülmeden her şey boş.

Önce yangın söndürülmeli, ateş dinmeli!

Sonrasını yine hallederiz!

Biz güçlü bir ülkeyiz, bu yaralarımızı da sararız.

Kimseden bir şey beklememize de gerek yok.

Yine bir araya gelir, imece usulü yanan evlerin de yenisi yaparız, ormanlarımızı da yeniden yeşertiriz.

Ama bu da demek değildir ki;

Yangınların söndürülmesi için yardım istemeyeceğiz.

Ne kadar kısa sürede söndürülürse Ege için büyük kazanım.

Yoksa gerçekten gidiyor Bodrum, Turunç, Milas…

Bırakın siyaseti, CHP- AK Parti kavgasını….

Yangınlar sönsün sonra tartışın;

Uçak vardı yoktu, geldi gelmedi…

Bizler görüyoruz neler olduğunu zaten.

Ama önce sönsün şu yangınımız…

ERDOĞAN'I KİM İKNA ETTİ?

Ve çok tartışılan çay meselesi…

19 yıldır iktidarda olan AK Parti’de bu dönemki kadar böylesine hareketlerle gündeme gelmemişti.

Kızacaklar var biliyorum ama;

Kim dedi acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yangın yerindeki konuşmasından sonra çay fırlatmasını?

Kim ikna etti acaba kendisini?

Ya da kendisini nasıl böyle bir olayın içerisinde yer aldı?

Orada insanların evleri yanmış, bazıları ise evleri yanmasın diye günlerden uykusuz…

Yoldan geçerken vatandaşın üzerine çay atmak nedir?

Aynı durum Karadeniz bölgesinde de yaşandı.

O zaman da inanılmaz tepki aldı.

Buna rağmen yeniden aynısının yapılması…

Bazı anlamsızlıkları anlamak için anlamlandırmaya çalışıyorum.

Ama sonra yerine oturtamıyorum!

 

DİPNOT;

Geçtiğimiz yıldan bu yana zaten sağlıklı bir psikoloji içerisinde değiliz.

Son günlerde ağlayalım mı, sevinelim mi onu bile şaşırdık.

Sadece 24 saat içerisinde yani aynı gün;

Gece geç saatlerde çıkan yangınlarla kahroluyoruz, sabahları Milli takımlarımız madalyalar kazanıyor seviniyoruz, sel ve deprem oluyor tekrar üzülüyoruz, yangınlar kontrol altına alınıyor seviniyoruz, öğlen gencecik bir kızımız tecavüz edilip öldürüyor parçalanıyor kahroluyoruz.

Nasıl dayanalım, ne yapalım?

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zeynep Yalçın Aksan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Fikir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Fikir Gazetesi , Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 320 01 62
Reklam bilgi