Ölüm de var!

Nedense hep ölümü konuşmaktan, anmaktan çekiniyoruz toplumca.

Ölümle ilgili bir konu geçtiğinde üstünü örtmeye çalışıyoruz. Enerjimiz düşüyor, konuyu değiştiriyoruz.

Belki başlığı görüp sizlerden de yazıyı okumadan geçenler olacak.

Ölüm, uzak dursun istiyoruz bizden ve sevdiklerimizden.

Çok da doğal böyle düşünmek.

Sonsuz gibi yaşıyoruz hayatı, ama realite var, hepimize biçilen bir vakit var, vakit tamamlanınca “gitmek” var. Kalanlar için “gitmek” oluyor bu.

Sonrasını herkes kendi inancı ya da bakış açısıyla yorumlasın.

Ayrımsız herkes için, hepimiz için var. Bu bana çok “adil” geliyor. Belki de en “adil” diyebileceğim “şey” bu zihnimde. Bütün farklılıklardan, ayrımlardan bağımsız bu.

Herkes için “ölüm” olması.

Dünyanın adaleti “ölüm” diye düşünüyorum hatta.

Nereden mi çıktı bu konu?

Dün sevdiğim bir arkadaşım sevgili Deniz’in annesi Merhum Ayten Teyzemizin   bu dünyadan ayrılmasının 7. Gününde bir araya geldik sevenleri olarak.

Yattığı yerde huzur bulsun Ayten Teyzemiz inşallah. Güler yüzü, anaçlığı, sevgi dolu hitabıyla hep hatırlayacağım kıymetli insanlardan…

Dün gün içinde bir sürü can sıkıcı şey yaşayıp, bir sürü gereksiz yere sinirlenip, gardımın düştüğü bir alandayken; akşam taziye evine gidip sevdiklerinin arkasından onu özleyen, sevgiyle, saygıyla anan insanları görünce “Bir dakika Güliz” dedim kendime.

Bu dünyada ölüm de var!

Her gün mezarlığın içinden geçe geçe kanıksadığım, bir ambulans geçtiğinde acaba dediğim, haberlerde izlediğimde görüp üzüldüğüm, birebir  kayıp yaşadığım, yakın çevremden şahit olduğum, hasta olduğumda hatırladığım, hastanede ürperdiğim…

Gün içinde unuttun bunu, koca bir gün kendine senin dışında gelişen olaylar ve insanlar yüzünden eziyet ettin, kendi kul hakkına girdin ki; günah diye bir şey varsa, hepimizin yaşadığımız süre içinde işlediğimiz en büyük günah; “kendi kul hakkımıza girmek”.

Nereden biliyorsun derseniz; kendimden biliyorum, çevremden biliyorum, bir ton iç huzurunu sağlayamamış, hep arayış içinde olan, kendini “kurban” görüp bundan beslenen, çareyi farklı alanlarda, farklı öğretilerde bulmaya çalışan, çabalayan insan evlatlarından biliyorum.

Binlerce milyonlarca, hadi dürüst olalım; bu yazıyı okuyan SEN;

En son ne zaman kendi kul hakkına girip de günah işledin? Değdi mi?

Bir başkasına bir birim haksızlık ediyorsak, kendimize üç birim haksızlık ediyoruz. Hırpalıyoruz, geçmişin pişmanlıkları, geleceğin kaygısıyla şuradaki sınırlı vaktimizi heba ediyoruz.

Aşırı bencil, narsist insanları dışında tutuyorum bu yazdıklarımın.

Ölüm de var dedim, evet, ben de her an ölümü düşünen biri değilim, öyle olalım da demiyorum. O, zaten ruh sağlığının bozulmasına sürükler insanı. Hatta intihara bile sürükler.

 Ama dünyevi işlere bu kadar dalınca da, kendine ya da başkalarına haksızlık ettiğinde de hatırlamak gerekmez mi?

Bi nefes alıp hala hayattayım, buradayım demek de lazım gibi sanki.

Sınırlı vakitte bu kadar haksızlık yapmak kendine?

Ölümü unutmak…

Ayrıca niye konuşmaktan korkuyoruz bu kadar? Doğmak bir başlangıçsa, ölmek de belki bir bitiş, bazı inanç sistemlerinde başka bir başlangıç hatta.

Ölünün arkasından yapılan ritüellerle ilgili, bir aile büyüğüme; “ben ölürsem bunu böyle yapmayın dememe kalmadı, konu hoop kapanıp cümlem yarım kaldı dün.

Ölümü konuşmak bir tabu.  Hele kendi ölümünü konuşmak, sevdiklerin için daha büyük bir tabu.

Neden?

Korkuyoruz; çünkü sevdiklerimizi kaybetmek; bu dünyadaki en korkunç kayıp, duygu geliyor.

Ölüm demek bilinmezlik demek benim kafamda, bilmediğin bir şey seni korkutur, kaygılandırır.

İnsan; bilmek istiyor; iyi de olsa kötü de olsa bilmek istiyor işte.

Neye göre iyi neye göre kötü; bu anlamları da biz öyle varsayıyoruz.

Okuduğum bir kitapta “insan” ın bir anlamını  “unutan” diyordu.

UNUTAN…

“Unutan” olmasa, ölüm acısına, başından geçen kötü olaylara, durumlara, haksızlıklara, hastalıklara, felaketlere nasıl dayanır, nasıl dayanırız?

İki gün önce, babasını kaybeden bir arkadaşım; telefon konuşmamızda “çok büyük bir acıymış” başkası yaşarken bunu bu kadar fark edememişim dedi.

Hepimizin kaybımızla ilgili hissettikleri; kurduğu bağ ve biriktirdiği ya da biriktiremediği anılar kadar büyük.

Sonrasında yaşadığı yas ve yas süresi de kişiden kişiye değişiklik gösteriyor bu nedenle…

Ölümü konuşurken ya da konuşmaya çalışırken;

Yok saymak gerçeği değiştirir mi, demek istiyorum böyle zamanlarda, sonra susuyorum…

Ölüm karşısında ne denir, ne yapılır ki zaten;

Susulur…

Sükûnetle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Güliz Yavuz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Fikir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Fikir Gazetesi , Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 320 01 62
Reklam bilgi