Yok saymayalım artık!

Bir taraftan ülkedeki ekonomik değişimleri takip etmeye çalışıyoruz.

Bir taraftan kaybolan çocukların cansız bedenlerine ulaşıldıktan sonra katil kim çıkacak diye bekliyoruz.

Bir taraftan her gün farklı ve aklın almayacağı aile iç ve aile dışı şiddetle katledilen kadınları ekranların arkasında izliyoruz.

Bir taraftan evliyken sevgilisine düğün yapan insanlar var memlekette…

Trafikte, sokakta, işte erkeklerin birbirlerine uyguladığı şiddeti saymıyorum bile artık…

Hangisine şaşıralım ki?

Haberleri açmıyorum ama sosyal medyada gezinirken zaten her şeyden haberdar oluyorum.

                              ***

Ama bir süre önce kaybolan küçücük bir kız çocuğunun başına gelenlere ne diyelim?

Hangisi mi derseniz ki haklısınız, o kadar çok ki, her gün başka biri ekleniyor.

Müslüme’den bahsediyorum.

Bu konuya birazdan geleceğim tekrar.

Lisansımı sosyal bilimler üzerine okudum ben; üniversitede ve okulun son iki yılında hep sokaklardaydım ödevler hazırlamak için Ankara’da.

Sadece kitaplardan teorileri okuyarak dünyadan haberdar olunamayacağını taa o zamanlardan anlamaya başlamıştım.

Kitaplarda anlatılanları, bir paragrafın bir cümle olduğu kitaplardaki kuramları anlamaya çalışarak geçti ilk iki yılım.

Marx, Weber, Durkheim, Comte, bir ton muhteşem kuramcı.

Türkiye’de o zamandan bu zamana; sosyal bilimler alanında ciddi araştırmalar, çalışmalar yapıldı, kitaplar yayınlandı, çok güzel gelişmeler bunlar.

                              ***

Ama ya sokaktaki, dış dünyadaki realite?

Okuduk öğrendik içselleştirdik eyvallah da ya sonrası?

Bunlar devlet politikası haline gelebildi mi ? Sonuç yani?

Akademik araştırmalar çalışmalar ne kadar sosyal politika olarak sokağa yansıyor?

Sokaktan kastım, toplumdaki risk grupları; çocuklar, engelliler, madde bağımlıları, göçmenler, kadınlar…

Lisans bitirme tezim ve son iki yılda çalıştığım risk grupları genellikle hep kadınlardı, kadın taciz tecavüzleri ve kadın yoksulluğu.

Şiddet, taciz, tecavüz, yoksulluk, madde bağımlığı, çoğunda sorunlar birbirinin içine geçmişti zaten.

Aile içi taciz ve tecavüzler, kan bağı var ya da yok.

En az konuşulan ya da konuşulmaktan korkulan, kaçılan konu buydu çalıştığım gruplarda.

Müslüme’nin kaybolması, sonra cansız bedenine ulaşılması, sonrasında bütün aile bireylerinin gözaltına alınıp bırakılmaları

Dedenin gözaltına alınması, tutuklanması

Ve;

Aslında dede sanılan kişinin Müslüme’nin ve ablasının biyolojik babası çıkması.

                              ***

İnsanın aklı almıyor değil mi?

Ama oluyor, oldu.

Basına yansıyan gül rengi el örmesi yeleğiyle, dünyadan habersiz, öylece gülümseyen bir çocuktu.

Artık yok!

Sebebini henüz bilmiyoruz öldürülmesinin, ama öğrenmemiz yakındır herhalde.

Tahminimiz var.

Trajedinin arkasından başka başka trajediler çıkıyor.

Sıralasak;

Aile içi taciz, tecavüz var

Cinayet var

Yoksulluk var

Kadın yoksulluğu var.

Eğitimsizlik var.

Belki başka şeyler de çıkacak arkasından…

                              ***

Ama en odak olacak ve ana sebep bence;

Bir kadının korkması, susması, aile içi tecavüzü dile getirememesi var.

Kadının yalnızlığı var yani.

Siz anladınız ne demek istediğimi aslında…

Aile ve kadınla ilgili politikalara, ivedilikle bu toplumun realitesine göre; yapılan akademik sosyolojik, ekonomik, psikolojik boyutlu ciddi araştırmalara göre yön verilmesi lazım.

Ve bunun için ciddi bütçeler ayrılmalı.

Kadının eğitimi ve istihdamı, hukuki haklarının korunması ile bu ülkenin bu toplumun kalkınacağına, dönüşebileceğine inananlardanım ben de.

Bunun da yerel yönetimlerden başlanarak yayılabileceğini düşünüyorum.

Kadın hangi şehirde ilçede köyde kasabada yaşıyorsa yaşasın uğradığı istismarda (ekonomik, fiziksel, duygusal, toplumsal, cinsel, hukuksal) yalnız olmadığına bilecek, net bir şekilde. Ölüm korkusu olmadan kendisine yapılanı dile getirebilecek korkmadan.

Yapılmıyor mu, devlet bünyesinde? Yapılıyor.

Kadın sığınma evleri var. Belki bilmediğim başka çalışmalar da vardır.

                              ***

Ama bu konulardaki aksiyonlar, hakları daha çok gözüne sokulmalı kadınların diye düşünüyorum.

Eksiklikler de tamamlanmalı.

Bu kadar ölen kadınların anlık hikayeleri ötesinde; sosyal medya hesaplarımızda daha çok  kadınların arkasında kapı gibi duran  yerel yönetimleri ve aksiyonlarını, devletin bu konudaki politikalarını, çalışmalarını paylaşmamız lazım değil mi?

Daha yararlı olmaz mı?

Yok saymasak artık bu konuların konuşmadığımız kısmındakileri?

Toplumsal değer yargılarımıza ters düşüyor diye konuşmaktan, üstüne gitmekten kaçmasak?

Bunu yaparsak, aile içi tecavüze uğrayıp ölüm korkusuyla susan bir kadın olmaz ve o gül rengi el örmesi yeleğiyle gülümseyen bir bebek de hayattan  kopmaz belki…

Hepimizin başı tekrar sağ olsun…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Güliz Yavuz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Fikir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Fikir Gazetesi , Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 320 01 62
Reklam bilgi