ÇALIŞMAK FARZDIR…

Karadeniz’in elli beş atmış haneli, her tarafı yalçın kayalı dağların yükseldiği, tarıma hayvancılığa elverişli bir köyünde dünyaya gelmişim. Yetmişli yıllardan seksenli yılların başına kadar, köyümde altı harman, iki değirmen Temmuz, Ağustos, Eylül, aylarında sürekli çalışırdı. Arazisi geniş olan aileler hayvanlarının otunu, samanını, yarmasını ununu yapardı. İki fırında on iki ay ekmek pişirilirdi.

Arazisi olmayanların ailelerin herifleri gurbette çalışır, kışlık otu samanı buğdayı satın alırlardı. Her hanede en az iki baş büyük hayvan, en az üç küçük baş hayvan vardı. Analarımız evin yakacağını yazın dağlardan odun keserek, köylerin bekçilerinden köşe bucak kaçarak, sırtlarında şeleklerle beş Km'lik dağ yolundan kan ter içinde evlerimize taşırlardı. Bahar aylarında Harşit çayının her iki tarafındaki küçücük bahçelerinde fasulye, patates, soğan vb. eker, yaz ayları boyunca kıt olan dere suyu ile kavga dövüş bahçelerini suvarmaya çalışırlardı. Tandırlarda, ocaklarda yemeklerini pişirirlerdi omuzlarında evlerimize şu taşırlardı. Evlerimizde ne elektrik ne de su vardı. Nerede çamaşır makinesine buzdolabı bulaşık makinesi, ütü elektrikli süpürgesi?  TV yok, internet yok. Geceleri on dörtlük gaz lambasını ile odalarımızı aydınlatarak derslerimizi yapardık. Aradan geçti kırk iki yıl Köyümüzde kaldı on beş hane. Ne eken var ne biçen var. Araziler ormanlaştı. Değirmenler, fırınlar değirmenler kapandı. Tandır yakan kalmadı. Artık köylere ekmekler şehirlerdeki fırınlarından gelir oldu.

                                                                                                                                                                                                      Köyümüzde bırakın cep telefonu normal çevirmeli bir telefon bile yoktu. Gurbetteki babalarımızla anlarımızın, tek haberleşme aracı mektuplardı. Mektuplara hasretle selamlamayla başlarlar, hüzünle bitirirlerdi. Hayvanların bakılmasından, sütünün sağılmasına, tereyağının, yoğurdun, kurutun, peynirin yapılmasına varıncaya kadar bilumum ev işlerini, bağ bahçe işlerini, çocuklarının temizliğini, okula hazırlanıp gönderilmesi analarımız yapardı. Şehirlerde doğru düzgün doktor, ebe yoktu. Hastalık çok, çile üzerine çile, yokluk üzerine yokluk, kavga üzerine kavga, huzur mu? Nerede Allah getire. Babalarımızın gurbette yaşadığı çileyi anlatmaya ne hacet. Doğru düzgün işleri yok, sigorta yok, ev yok barınak yok, biti piresi çabası. Yalnızlık gariplik ve de sefalet



Bin dokuz yüzlerin başında dedelerimizin, nenelerimizin çektiği çileleri anlatmaya denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem olsa yetmez. Onların durumu babalarımızın analarımızın durumunda bin beter. Balkan Harbi, Kafkas Harbi, Birinci Cihan Harbi, İkinci Cihan Harbi. Verilen şehitler, bacağı kolu kopmuş, gözleri kör olmuş gaziler, genç yaşta dul kalan gelinler, yetim kalan çocuklar, hastalık, yokluk sefalet. Bütün bu yokluklar içinde sırf çoklarımız hür ve bağımsız yaşasınlar, ezanlarımız susmasın, al bayarak inmesin diye ödenen binlerce bedeller.



Son yüz yıl içinde dördüncü neslin; Yediği önünde, yemediği ardında, giyindiği ödününde giyinmediği ardında, yokluk görmedi, yamalı çorap elbise giymedi, ayakkabı tamir ettirmedi, çobanlık yapmadı, inşaata çalışmadı, mahallede simit, pazar yerlerinde soğuk su satmadı.  Fabrikaya sokarsın iş ağır gelir çalışmaz, sanayide çıraklık kalfalık yapmaz. Üç beş lira kazandı mı bugün yer, yarınını mı hiç düşünmez, tasarruf yok, kanaat yok şükür yok, terleme yok, çalışma yok. Elbisesi ıslanmadan balık tutacak. Çalışmadan, yorulmadan, terlemeden, üretmeden zengin olacak. Her türlü ihtiyaçları anaları babaları veya devlet tarafından karşılanacak.  Başkaları çalışsın, yorulsun, terlesin, ya sen: Ana baba tarafından alınan iPhone telefon cepte, altında son model baba taksisi, en güzel pastanelerde ye iç eğlen. Sonra kalk ana baba bize güzel bir ülke bırakmadın diye yakın. Evet analar babalar olarak çocuklarımızı hayatın gerçeklerine göre yetiştirmediğimiz için önce biz suçluyuz.  



Peki ne yapmak gerekiyor. Beşerî kaynakların planlamasının çok iyi yapılması gerekir. Hangi sektörde   ne kadar insana ihtiyaç varsa okullarımız bu şekilde yapılandırılmalıdır. On iki yıl kesintisiz eğitimden derhal vaz geçilmeli. Ülkenin çırak kalfa ihtiyacı akademik seviyede okuyamayacak çocuklardan ve gençlerden karşılanmalı. Bu aziz vatanda ekilebilecek bir metre kare yer boş bırakılmamalı. Arazisinin üç yıl üst üste ekmeyen tapu sahiplerinin mülkleri devletleştirilmelidir. Vatandaşlardan hayvancılık, ziraat, tarım, yapıncaklara arazilerin tapu yerine, kullanım hakkı verilmelidir. Tarım ziraat hayvancılık yapan insanlarımızın kullandığı mazottan sudan elektrikten vergi alınmamalı, Köylerde yaşamak teşvik edilmeli. Devleti yönetenler Devletçilik ilkesinin gereği olarak Alternatif üretim ve tüketim kurumlarının zaman kaybetmeden bir an önce oluşturmalı. Bu ülkenin halkı aç gözlü kartellerin küresel sermayenin, zincir marketlerin insafına terk edilmemeli. Küresel ısınmanın olduğu ve iki yıldan beri dünyayı kasıp kavuran pandemi döneminde tek çare çalışmak ve üretmektir. Çalışmak farzdır, üretmek farzdır. Allah’ın kutlu elçisi ‘’İki günü birbirine eşit olan mümin zarardır. Kuvvetli mümin zayıf müminden daha hayırlıdır. Veren el alan elden üstündür dereken. Allah cc: Muazzez Mübarek kerim kitabında "Leyse li'l-insani illa ma sea/ İnsana kazandığından başkası yoktur’’ derken. Sen kalk yorulmadan, Terlemeden, çalışmadan Dolar, borsa, faiz, bitcoin denen üretime, emeğe dayanmayan üçkağıt ekonomisinde geçinmenin yollarına bak olacak iş mi? Kuran şairi Mehmet Akif ERSOY'un çalışmayla ilgili bir şiiri ile yazımızı bitirelim.


Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!

Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı? Dur!

Masiva bir şey midir, boş durmuyor Halik bile: **

Bak tecelli eyliyor bin şe'n-i gunagun ile.

Ey, bütün dünya ve mafiha ayaktayken; yatan!

Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah'tan utan.

Selam ve dua ile….                                           

                                                                                                                                              12.01.2022

                                                                                                                                           Ali Kemal EREN

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Kemal Eren - Mesaj Gönder

# oldu, dolar

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Fikir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Kocaeli Fikir Gazetesi , Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 320 01 62
Reklam bilgi